Hızırbey

Hızırbey Haber Portalı

22:24, 30 Kasım 2020 Pazartesi
DİN NASİHATTİR
DİN NASİHATTİR

DİN NASİHATTİR

Tabiî ki her halükarda en eftal olanı fiili olandır. Çünkü söz ve amel birleşmiş nasihati yapan insanlara tavsiye ettiklerini bizzat yaşamaktadır.


DİN NASİHATTİR

Nasihat, İslam dininde en önemli meseledir. Peygamberler bu amaçla gönderilmiş, Peygamberlerin varisleri olan gerçek âlimler ile onlara uyan Salih kimseler de bu vazifeyi yapmakla ömürlerini geçirmişler ve bu sayede İslam bu güne kadar gelebilmiştir.

Nasihat, iyi ve güzel şeyleri (Allah’ın (c.c)  rızasına uygun olan) insanlara anlatmak yapmaları için yardımda bulunmak, kötü ve çirkin şeyleri (Allah’ın (c.c) rızasına uygun olmayan) yine yanlışlıkları ile birlikte anlatmak ve yapmamaları için elinden gelen her şeyi yapmaktır.

Nasihat kelimesi genel bir mana ifade etmekle beraber yapılan fiile göre Tebliğ, İrşad, vaaz ve hutbe olarak bazı ifadeler kullanılır. Ve genel manada tüm bu faaliyetlerin adı nasihattir.

İki türe ayrılır 1  Fiili (hal ve hareketleri ile yapılan )  nasihat

2  Kavli ( yalnız söz ile olan nasihat)   nasihat

Tabiî ki her halükarda en eftal olanı fiili olandır. Çünkü söz ve amel birleşmiş nasihati yapan insanlara tavsiye ettiklerini bizzat yaşamaktadır.

Genel manada nasihat demek olan bu faaliyetler Kuranda Emri bil maruf Nehyi münker olarak beyan edilmiş ve kurtuluşa erenlerin ancak bu vazifeyi yapanlar olduğu Ali İmran süresi 110. ve tevbe süresi 71.  ayetlerde şöyle burulmuştur.

«Siz insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış, en hayırlı bir ümmetsiniz, iyiliği emreder ve kötülükten alı korsunuz, Allah'a (c.c)  da inanırsınız» (Ali-İmran:110)

Ve

«Mümin erkekler ile mümin kadınlar birbirlerinin velileridir, İyiliği emredip kötülükten alı korlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler, Allah'a (c.c) ve O'nun Resulüne itaat ederler, işte bunlar yok mu? Allah (c.c) onları esirgeyecektir. Hiç şüphesiz, Allah (c.c) aziz ve hâkimdir.» (Tevbe:71)

Başta Âlemlerin fahri olan Hz. Muhammed Mustafa Sallalahu aleyhi ve selem efendimiz olmak üzere tüm peygamberler ve evliyaullahın layıkıyla yaptıkları, her Müslüman’ın da elinden geldiğince yapmaya çalışmak zorunda olduğu bir vazifedir.

Bu vazifeyi yapmakla İslam bu güne kadar gelebilmiş ve yine Allah’ın (c.c)  izni ve evliyaullahın himmetleri ile bu vazifeyi yapan müminler sebebi ile kıyamete kadar var olacaktır.  Allah’u (c.c) Teala Tüm Müslümanlara bu nasihati kabul etmeyi, yapılan nasihati tutmayı ve yaşamayı ardında da yaptıklarını diğer Müslümanlara aktarmayı nasip etsin.

“Nasihatçileri olmayan ve nasihatçileri sevmeyen bir millette hayır yoktur.”

Evet, Faruk-u Azam, Halifey-i Müslim’in Hz. Ömer radıyallahu anh böyle söylüyor.

İnsan beşerdir. Zaman zaman hata yapabilir ve hatta isyan edebilir. Küfrün karanlıklarına sürüklenebilir. Şeytanın ve avenesinin vesveselerine kapılabilir.

Peygamberler vahiy yoluyla aldıkları bilgileri, hakikatleri insanlara tebliğ etmişler, onları hak dine davet etmişler; onların çeşit çeşit işkencelerine, tahakkümlerine aldırış etmeden nasihatlerine, tebliğlerine, irşatlarına devam etmişlerdir.

Bu tebliğ ve davet neticesinde iman edenler olduğu gibi, küfür ve şirkte ısrar edip, inat edenler de olmuştur.

Fakat neticede muhakkak inananlar kazanmıştır. Dünyadaki zahirî kayıplar, aslında ahiret hesabına yazılan kazançlardır. Peygamberlerin etrafında dinleri uğrunda her şeylerini fedaya hazır bir RİBBİYYUN oluşmuş ve onlar vasıtasıyla Hak din hızla yayılmış, zalimlerin, kâfirlerin zahirî güç ve kuvvetleri, pek güvendikleri orduları buna asla engel olamamıştır.

Hatta daha önce küfür, şirk ve putperestliğin merkezi olan şehir ve beldeler, İslam’ın merkezi haline gelmiştir.

Peygamberlerden ve onların etrafında toplanan ilk Ribbiyyundan sonra da bu kervan veresetül enbiya olan gerçek davetçiler, Rabbanî âlimler tarafından devam ettirilmiş; bu âlimler toplumların bozulmamaları, sapıtıp yoldan çıkmamaları için ellerinden geleni yapmışlardır.

Müslümanlar, Rabbanî âlimlerin taht-ı terbiyesi altında bulundukları, onların nasihatlerine kulak verdikleri, kötülüklerden sakınıp iyiliklere sarıldıkları, Salih ameller işledikleri müddetçe İslam’ın izzet ve şerefini muhafaza etmişler, insanlığa insanlık nedir öğretmişlerdir.

Allah(c.c)  Teâlâ Ribbiyyunun yani Allah (c.c) eri gerçek müminlerin vasıflarını şöyle bildiriyor.

“Nice peygamberler (gelip geçti ki) maiyetlerinde de pek çok Ribbiyyun bulunduğu halde savaştılar da Allah (c.c) yolunda kendilerine gelen (belâlardan) dolayı ne gevşeklik ne zaaf gösterdiler. (Düşmana) boyun da eğmediler. Allah(c.c)   sabredenleri sever.

Onların sözleri sadece şöyle demekten ibaretti: ‘Ey Rabbimiz! Günahlarımızı ve işlerimizdeki taşkınlığımızı bağışla. Ayaklarımızı (yolundan) kaydırma. Kâfirler topluluğuna karşı muzaffer kıl.’  Allah (c.c) da onlara dünya nimetini ve daha da güzeli, âhiret sevabını verdi. Allah (c.c)   iyi davrananları sever.” (Âl-i İmran 146-148)

Demek ki gerçek müminler, Allah (c.c)  eri, Salih, muttaki âlimler:

1- İslam yolunda uğradıkları belâ ve musibetlerden dolayı davetlerinde, tebliğlerinde asla zaaf ve

gevşeklik göstermezler.

2- İslam düşmanlarına boyun eğmezler.

3- Sabrederler.

4- Yapmış oldukları günah ve kusurlardan dolayı tevbe ederler. Günahlarının affını dilerler.

5- Düşman karşısında sabitkadem olmaları, düşmana karşı zafer kazanmaları için dua ederler.

RİBBİYYUN: Talim ve terbiye görmüş cemaat demektir. Ribbiyyunlar, Rabbanî âlimler tarafından itina ile yetiştirilen, her şeylerini hatta canlarını bile Allah (c.c) yolunda fedaya hazır âbid, ehl-i ilim Allah (c.c) erleridir.

Bir toplumda böylesi kişilerin bulunmaması o toplum için büyük bir hüsrandır. Bugün İslam âleminin acıklı hâli, Müslümanları daldıkları gaflet uykusundan uyandıracak, başta idareciler olmak üzere yetki sahiplerine nasihat edecek, onları kötülüklerden sakındırıp, iyiliklere teşvik edecek, mesuliyetlerini hatırlatacak gerçek nasihatçilerin, Allah’tan (c.c)  başka hiç kimseden korkmayan Allah (c.c) erlerinin çok az oluşundan, toplumun da zaten az olan bu kişilerin nasihatlerine aldırış etmeyişlerindendir.

Bundan dolayıdır ki Müslüman milletler bizi biz yapan değerlerden uzaklaşmışlar, kötülüklere dalıp gitmişler, İslam düşmanlarının ahlak dışı, din dışı yaşantılarına imrenmiş, onları taklit etmeye başlamışlardır. Sonuç olarak da taklit ettikleri bu batılı zalimlerin esiri olmuşlardır.

Hükümet milletin kalbidir. Kalp fesat olursa bütün millet fesada uğrar. İnsanlara ve devletlere yön verenler ilme sahip olanlardır.(zahir ve batın bütün ilimler)  Bizim kasdetmek istediklerimiz dünyaya ve dünyalıklara esir olmayan ilmiyle amel eden muttaki alimlerdir.

Bunun için hakkı hayata hakim kılmak için çalışması gerekir. Önce bunu yapmamız gerektiğine inanmamız ve kendimize güvenmemiz lazımdır. Her dönemde olumsuzluklar olmuştur. Sistemlere ve kişilerin fikirlerine uygun fetvalar verilmiş, sistemle uyum sağlayıp dünya menfaati için bazı tavizler veren alimler, bilim adamları, idareciler olmuştur ve olacaktır.

Zekeriya A.S. şöyle buyuruyor.  Size bir sır vereyim mi ?

Kılıç herkesi keser kafir, mümin ayırmaz bizimde silahlanmamız lazımdır. Ancak bizim silahımız temizlik ve takva ile donanmalıdır. Kalbi fazilet sadakat sevgi duyguları ile doldurup, kin ve nefretten arındırmak gerekir.  Allah’ın (c.c) Peygamberli dinden konuşur. Yani dini anlatır fakat dinden geçimini sağlamaz. Yani dünya malı için veya makam şöhret için dini kullanmazlar.

Yapılacak iş, Allah (c.c) eri gerçek âlimler, Rabbanî ulema, gece gündüz demeden yukarıda da ifade ettiğimiz gibi başta idareciler olmak üzere bütün bir millete nasihat edecek, dinin esaslarını anlatacak, kötülerle, kötülüklerle kıyasıya mücadele edecektir. Bunu yaparken yalnız Allah’a (c.c)  güvenip dayanılacak ondan başka hiçbir kimseye boyun eğilmeyecektir.

Ancak nasihatlerimizde Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem efendimizin <Müjdeleyiniz nefret vermeyiniz, kolaylaştırınız güçleştirmeyiniz> hadisi gereği zorlaştırıcı ve nefret ettirici olmamaya dikkat etmek gerekir. Aksi takdirde hizmet edeyim derken yapılan hizmetlere ve ilerde yapılması planlanan hizmetlere zarar verilebilir.

Bu hizmetler yürütülürken Ribbiyyun bir cemaatin ve Rabbanî âlimlerin yetişmesi için de her türlü fedakârlık yapılmalıdır.

Böylece gittikçe genişleyip büyüyen, sözü dinlenir, toplum üzerinde güzel eserler meydana getiren,  nesilden nesile devam eden bir topluluk vucut bulmuş olacaktır.

Şayet bir toplumda Rabbanî âlimler ve Ribbiyyun bir cemaat bulunmazsa her bir köşeden cahil, din kaygısı olmayan, maddeperest, dünyasını ahiretine tercih eden bir kısım türediler, yalan-yanlış söz, yazı ve davranışlarıyla toplumu ifsat ederler.

Artık Müslümanlar da gaflet uykusundan uyanmalı, bu zillet ve meskenetten kurtulmak için birilerini beklemek yerine bir Müslüman  olarak yapmaları gerekenleri yapmalı kendi içlerinde birlik ve beraberlik tesis ederek yerli yabancı tüm zalimlere, İslam düşmanlarına karşı mücadele etmelidirler.

Müslümanlar birbirleri ile çekişmeyi, birbirleri ile kavgayı bırakıp müşterek düşmanlarına karşı tavır alsalar çok yakın bir gelecekte İslam güneşi geçmişte olduğu gibi yeniden insanlık semasını aydınlatacaktır.

Bunun için yukarıda da ifade ettiğimiz gibi RABBANİ âlimlerin taht-ı terbiyesinde RİBBİYYUN bir cemaat yetiştirmek ve toplumu bütünüyle uyandırmak gerekir.

Fesada gitmiş bir toplum, ancak böyle güçlü bir imana sahip, İslam’ı çok iyi bilen, çok iyi yaşayan ve yılmadan, bıkmadan, korkmadan tebliğ ve davet vazifesini yerine getiren gerçek Müslümanlar eliyle kendine gelebilir, gerçekleri görebilir.

Bir toplumun fesadı kalplerin fesadı ile başlar. Öyleyse öncelikle kalpleri imanla, Kelime-i şahadet şuuruyla doldurmak,  niyeti halis, ibadeti halis, yüksek ahlakla bezemek lazımdır. Böylece Kalbin ihyası ve salahı diğer azalara da yansıyacak, ruhun hükümdar, aklın vezir olduğu beden ikliminde İslam’ın ahkâmı yaşanacak ve yaşatılacaktır.

Artık böyle bir toplumda:

Allah’ın (c.c)  emirlerine itaat şuuru her şeyden önce gelecek. Her işte Allah’ın (c.c) rızası gözetilecek.

Bu dünyadan fazla Ahiret hayatı düşünülecek. Bu dünya ahiretin tarlası olarak bilinecektir.

Güçlü olan değil haklı olan tarafında olunacak.

Vel hâsıl: Hayatın bütün safha ve sahalarında İslam’ın ahkâmı insan vücudunda ve yeryüzünde yaşanacak ve yaşatılacaktır.

Böylece bir huzur toplumu, bir saadet toplumu vücut bulacaktır. Bütün Müslüman milletler kendi içlerinde, nasihatçi davet elçileri oluşturmalı Müslümanlara daha iyi bir İslamî hayat yaşamaları için nasihat ederken, iyilikleri emir kötülüklerden men ederken, gayr-i Müslimleri de İslam’a, Hakk dine davet etmelidirler.

Özellikle tüm gayri Müslim önderleri ve yandaşlarının İslam aleyhine faaliyette bulundukları şu zamanda İslam aleyhine yürütülen misyonerlik faaliyetlerine son vermek bu yola aldatılan Müslümanları içine dalmak üzere bulundukları felaketten kurtarmak için yarın geç olacaktır.

O halde bugün ne yapılacak, Müslüman olarak yaşamak ve neslimize İslam’ı yaşatabilmek için Rabbanî âlimler ve onların yetiştirdiği Ribbiyyun ile beraber olmak büyük bir nasihat ve davet seferberliği başlatmak, gece gündüz demeden, gencimizle ihtiyarımızla kadınızla erkeğimizle ve   Allah’ın (c.c) bize verdiği her türlü nimeti yine onun rızası uğrunda fedaya hazır olarak Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ve Ashabım yıldızlar gibidir, Hangisine uyarsanız sapıtmazsınız buyurduğu o insanların en güzelleri Sahabe-i kiramın Ahlakı olan Allah’ın (c.c) verdiği nimetleri yine Allah (c.c)  yolunda feda ile İslam’ın gerçeklerini bütün insanlara ulaştırmaya çalışılmalıdır.

"Ben namazımı kılar, zikrimi, evradımı, hatme mi yaparım, çevredeki secdesizler, dalâlette gidenler beni ilgilendirmez !" demenin İslâm'la bağdaşır hiçbir yanı yoktur. Bu görev imam, müezzin, vaiz ve müftünün değil, "Müslüman’ım!" diyen herkesindir. Her Müslüman önce kendisi nasihat kabul edecek sonra en yakınlarından, ailesinden, akrabalarından, komşularından, çalışma arkadaşlarından, velhasıl etrafında ulaşabildiği yere kadar Allah’ın (c.c) kendisine verdiği imkânları nimetleri kullanarak "Acaba bu insanları nasıl irşad edeyim?" düşüncesini kendine dert edinecektir. Ve bu vazifeyi yaparken;

(Onlara nasihat et, nasihat müminlere elbette fayda verir.) [Zariyat süresi 55] ayetini

(Dinin temeli nasihattir.) [Buhari]

(Kendi için istediğini din kardeşi için de istemeyen, iman etmiş olmaz.) [Buhari]

(Allah’ın (c.c) en çok sevdiği kimse, çok nasihat edendir.) [İ. Ahmed]

Hadisi şeriflerini Ve nasihat edene Allah’ın (c.c) bir lütuf olarak bahşedeceği müjdesi olan

(Hayra sebep olana, bunu yapanın ecri kadar sevap verilir.) [Müslim] hadisi şerifini düşünecek.

Hayra sebep olmakla ilgili olarak Şeyh Lütfi Nurşini hazretlerinin yukarıda ki ve  <<Allah’ın (c.c)  bir kimseyi senin vasıtanla hidayete nail buyurması şüphe yok ki senin için üzerine günesin doğup batığı şeylerden daha hayırlıdır.>> hadisi şeriflerinin açıklamalarında şöyle buyuruyor:

Bir insanın hidayetine sebep olmanın mükafatı, dünyanın tamamı altın mücevher olsa hepsini Allah yolunda dağıtmaktan daha fazla ve muteberdir.

Kendi yaptıklarından daha fazlasını ahirette bir nur olarak karşında bulmak ümidiyle nasihate devam edecektir.

Kısacası:  DİN NASİHATTİR.

Müslümanlar birbirlerine her fırsatta nasihat etmeli, birbirlerini uyandırmalıdırlar.

Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem de üç kere

‘Din nasihattir, din nasihattir, din nasihattir.’ buyurarak

Müslümanların birbirlerine hayır öğütte bulunmalarının ehemmiyetine işaret etmiştir.

Kaynaklar.  1- http://www.ilkadimdergisi.com

2- İhayu Ulumiddin : İmamı Gazali

3- Sohbetler :  Şeyh Lütfi Nurşini