Hızırbey

Hızırbey Haber Portalı

16:18, 04 Ağustos 2020 Salı
HAZRET (KS) KISA NASİHATLERİ  BÖLÜM: (21/25)
HAZRET (KS) KISA NASİHATLERİ

HAZRET (KS) KISA NASİHATLERİ BÖLÜM: (21/25)

Biraz sonra hakikaten Hazreti Ömer'in öldüğü haberi duyulunca çobanın ne kadar haklı olduğu anlaşıldı.


Hazret (ks) bu sohbetinde Sıbgatullah Arvâsî (ks) Hz.nin Gavs’lığından bahsetti:

Hazret (ks) Sıbgatullah Arvâsî (ks) Hazretlerinin zekârat anında Gavs olduğu belli olduğundan bahsetti. Ayrıca onun halifesi olan Abdurrahman’i Taği (ks) Hazretleri. Üstadının Ebdal’ı olduğundan bahsetti. Üstadının bütün işlerine o koşar ve şahin gibi işini görüp gelirmiş. Yine bir gün üstadının işini görmek için koşarken bir kayaya çarpmak üzereyken bir anda üstadının ayağı belirmiş ve Abdurrahman’i Taği (ks) Hazretlerinin kayaya çarpmasını engellemiş. Ancak üstadının ayağı kayaya çarparak kanamış. Mübarek üstadının yanına geri döndüğünde bakmış ki üstadının ayağından kan akıyor. Üstadın yanında bulunanlar bir müddet evvel bir anda üstadının ayağının kanamaya başladığından söz etmişler.

EBDÂL: Bedeller. Dünyanın nizamı, düzeni ile vazifeli olup, Allah’u Teâlâ’nın insanlardan gizlediği büyük zâtlar. Biri vefat edince, yerine başkası getirildiğinden bu isimle anılmışlardır.Bunlara Ricâlü'l-Gayb da denir.

Ümmetim arasında her zaman kırk kişi bulunur. Bunların kalbleri Hz. İbrahim’in (Aleyhisselâm) kalbi gibidir. Allah’u Teâlâ onların sebebi ile kullarından belâları giderir. Bunlara Ebdâl denir. Onlar bu dereceye namaz ve oruç ile erişmediler. İbn-i Mes'ûd (r.a); "Yâ Resulullah! Ne ile bu dereceye ulaştılar?" Diye sorunca; "Cömertlikle ve Müslümanlara nasihat etmekle eriştiler." Buyurdu. (Hadîs-i şerîf-Hilyet-ül-Evliyâ) Ebdâl’lerin sayısının yedi, kırk veya yetmiş olduğu bildirilmiştir. (Seyyid Şerîf Cürcânî (ks) Ebdâl’lerin makamını isteyen kimsenin hâlini düzeltmesi, nefsine uymaması lâzımdır (Behâeddîn-i Nakşibendî Buhari (ks)

.Hazret (ks)  bu sohbetinde Isparta’da bulunan cemaate önemli açıklamalarda bulundu:

Arkadaşlar Hazret’i Norşin’de ziyaretinde, iken arkadaşın biri Şeyhim biz insanlara tebliğ edemiyoruz, anlatamıyoruz ne yapmamız lâzım, nasıl yapmamızı tavsiye edersiniz. Himmet buyurun dualarınıza ve nasihatlerinize ihtiyacımız var diye sormuş:

Hazret (ks) bu soruya şöyle cevap veriyor:

Sizler yapamazsınız dedi. Bu vazifeyi yapabilmek için öncelikle lokmaya dikkat etmek lâzımdır, sonra namazları kazaya bırakmamak lâzımdır, ayrıca göz zinasından uzak durmak gerekir. Birde gıybeti terk etmek lâzımdır. Himmet ve dua ancak bunlardan sonra gelir. Sizler çocuklarınızla ailelerinizle ilgilenin onların eğitimiyle ilgilenin, onlara dini öğretin.

Hazret (ks) çok önemli açıklamasını yapıyor. Sizler anlamadınız, sizin eğitiminiz farklıydı. Sizin eğitiminiz bazı cemaatler gibi keramete dayalı bir eğitim değildi.Sizin eğitiminiz farklıydı ama siz anlamadınız, siz hepiniz ahmaksınız. Sen ahmak ne demektir bilir misin? Diye Hazret (ks) arkadaşa sormuş. Arkadaş cevap. Veremeyince. Mübarek kendisi cevap vermiş:

Ahmak; Dünyası için ahiretini terk edendir. Diye açıklamış.

Hazret (k.s) bu sohbetin devamında bir menkıbe anlatıyor:

Akıllı düşman, ahmak dosttan daha iyidir” dedikten sonra şöyle örnek verdi. Adamın birinin bir maymunu vardı. Gece uyuduğunda, düşmanlarından korumak üzere maymunu terbiye etti. Eline hançer vererek nöbet tutturdu. Adamın düşmanlarından biri öldürmek maksadıyla gizlice evine girdi. Fakat o sırada ev sahibinin göğsüne tavandan bir örümcek düştü. Maymun, örümceği görür görmez hemen hançere sarılır ve örümceği öldürmek ister. Düşman olarak eve giren adam ise maymuna engel olur. Çünkü cesur bir insanın, ahmak bir hayvanın elinde ölmesine gönlü razı olmaz. Gürültüler üzerine uyuyan ev sahibi ne olduğunu sorar. Düşmanı olan adam durumu açıklar. Bu hadise barışıp dost olmalarına sebep olur.

Hazret (ks) bu sohbetinde. Ahmak olan insanlar konusunda Hz. İsa (a.s) ile alâkalı

Bir menkıbe nakletti:

Hz. İsa (a.s) sanki kendisini bir aslan kovalıyormuş gibi koşuyordu. Adamın biri bu hale hayret ederek ardında koştu ve Hz. İsa (a.s) ma şöyle seslendi. Hayrola korkutulmuş bir kuş gibi niçin ve nereye kaçıyorsun, arkanda kimse yok. Hz. İsa (a.s) o kadar hızlı koşuyordu ki, acelesinden adamın sualine cevap veremedi. Onun bu şekilde kaçışını merak eden adam, nihayet ona yaklaştı ve:

Ey Ruhullah! Ne olur Allah için bir an dur da söyle! Senin bu kaçışın benim için bir muamma oldu! Kimden kaçıyorsun? Arkanda ne aslan, ne düşman, ne de korkulacak bir şey var dedi. Bunun üzerine Hz. İsa (a.s) Ahmaktan kaçıyorum ahmaktan! Git bana mani olma ki kendimi kurtarayım! Diye karşılık verdi. Bu sefer adam: Nefesi ile körlerin ve sağırların şifa bulduğu Mesih sen değil misin diye sordu: Hz. İsa (a.s), evet benim diye cevap verdi. Adam devamla: Manevi sırlara mazhar olan ve bu yüzden Ruhullah sıfatını alan şahı manevi sen değil misin? Sen ki ölmüş birine dua okuduğunda, o kimse, av bulmuş aslan gibi kabrinden sıçrayıp kalkıyordu dedi.

Hz. İsa (a.s)  evet ölüye okuyan benim dedi.

Adam tekrar sordu. Ey güzel yüzlü İsa! Çamurdan kuş yapıp uçuran sen değil misin? Hz. İsa (a.s) evet dedi. Sonra adam: Ey temiz ruh istediğin her şeyi yapabildiğin halde, kimden korkuyorsun diye sordu. Hz. İsa (as) : Evvelâ ruhu sonra cesedi yaratan Allah’a ve onun sıfatlarına yemin ederim ki o duayı, yani ( İsmi Azamı ) Sağır ve köre okudum onlar iyileştiler. Yine o duayı kayalık bir dağa okudum ortasından çatladı, bir cesede (ölüye) okudum dirildi. Hiçbir şeyi olmayan fakire okudum zengin oldu. Fakat o duayı bir ahmağın kalbine şefkat ve merhametle binlerce defa okuduğum halde fayda vermedi. O ahmak, katı bir taş kesildi. Lakin ahmaklığından vazgeçmedi. Çorak bir kum oldu da ondan bir ot bile bitmedi dedi.

Bu sözleri duyan adamın hayreti daha da arttı. Ve merakla Hz. İsa’ya (a.s) sordu.

İsmi azam bu kadar şeye tesir edip şifa verdiği halde niçin ahmaklığa tesir edememiştir. Hâlbuki diğerlerinde bir hastalıktır; Onlara deva olup ta, buna olamayışının sebebi hikmeti ne olabilir? Hz. İsa (a.s) cevap verdi. “Ahmaklık Kahrı İlahi olan bir hastalıktır”.  Diğerleri ise körlük gibi kahrı ilahiye ye uğramayan iptilâlardır. İptilâda bir hastalıktır.  Ancak sadece müptelasına acınır. Ahmaklığa gelince oda bir hastalıktır. Lakin ekseriya başkasını yaralar ve zarar verir.

İsm-i Azam: En büyük isim. Allah’u Teâlâ’nın bütün sıfatlarını kendinde toplayan ism-i şerîfi. Hadîs-i şerîfte İsm-i Azamın Bakara ve Âl-i İmrân surelerinde olduğu bildirilmiştir. Bazı âlimler, İsm-i A'zamın "Allah’u lâ ilâhe illâ huvel hayy-ul-kayyûm."  Bazıları "L â ilâhe illâ ente sübhâneke innî küntü minezzâlimîn." Bazıları "Yâ ze'l-Celâli ve'l-ikram", bazıları, sadece "Allah" ism-i şerifi olduğunu bildirmişlerdir.

Musa aleyhisselâm zamanında Bel'âm-ı Baûrâ, İsm-i azamı biliyordu. Her duası kabul olurdu. İlmi ve ibadeti o derecede idi ki, sözlerini yazıp istifade etmek için, iki bin kişi hokka, kalem ile yanında bulunurdu. Bu Bel'am, Allah’u Teâlâ’nın az bir haramına meyl ettiği için imansız gitti. (Senâullah Dehlevî)

Allah’u Teâlâ Kuran-ı Kerimde şöyle buyuruyor:

«İşte orada iman sahipleri iptilâdan geçirilmiş ve şiddetli bir sarsıntıya uğratılmışlardır.» (Ahzâb- 11)

İptilâ: 1. İmtihan. Allah’u Teâlâ’nın, kulunu, çeşitli sıkıntılar vermek suretiyle imtihan etmesi. Denemesi.

2. Bir şeye düşkünlük. Müptelâ olmak.

Hazret (ks) bu sohbetinde Kendisini Dünyada etkileyen önemli üç olaydan bahsetti:

Hazret (ks) bu üç olayı şöyle anlattı.

1- Hazretin (k.s) dedesi Abdurrahman’i Taği Hz. Kadiri Şeyhi iken Nakşibendî şeyhi olan. Seyyid Sıbgatullah Arvâsî Hz. ne mürit olması.

2- Bir yerde piknikte kendisine ve yanındaki dostuna eti çok sıyrılmış mangalda pişirilmiş kemik ikram edilmesi. (Bu hadise Darbı mesel oldu.) Yani tarihe geçti)

3- Yine bir yerde pikniğe gittiklerinde kendisi bir ara yalnız kaldığında oradan geçmekte olan o beldeden birisinin Hazret’e (k.s) bir ihtiyacı olup olmadığını sormuş.İşte bu üç olay beni dünyada çok etkiledi dedi.

(Darbı mesel: Misâl olarak söylenen meşhur söz. Bir hâdiseye. Binaen söylenen. Hikmetli söz. Ata. Sözü.)

Hazret (ks) Ebu Derda Hazretlerinin Menkıbesini anlattı:

Ebu Derda Hazretleri çok zengin imiş, Rasulullah’ın  (s.a.v) fakirleri sevmesinden ve. «Fakirler (sabreden şükreden fakirler) zenginlerden beş yüz yıl önce cennete gireceklerdir.» Diye söylediğini duyunca o da fakirlerden olmak için çok dua etmiş aynı zamanda malını mülkünü ihtiyaç sahiplerine dağıtmış sonunda kısa zamanda tüm malı elinden çıkmış fakirlerden olmuş.

Özellikle sabah namazlarında sürekli cemaatte olan Ebu Derda fakirlik halinden sonra zaman, zaman cemaate geç gelmeye yani cemaat namaza başladıktan sonra gelemeye başlamış hatta bazen geldiğinde cemaat namazını bitirmiş oluyordu.

Bu durum sahabelerin dikkatini çekti ve Rasulullah’a durumu haber verdiler. Ebu Derda cemaate bazen biz namaza başladıktan sonra geliyor bazen de biz namazı bitirince geliyor dediler. Bunun üzerine Rasulullah (sav) o halde Ebu Derda’yı çağırın soralım demiş, Rasulullahın çağrısını duyan Ebu Derda Derhal kalkıp Rasulullahın (sav) huzuruna geliyor.

Rasulullah (sav) soruyor: Ya Ebu Derda; Cemaate devam hususunda sende ki durum nedir. Niye geç kalıyorsun deyince: - Ya Rasulullah bu sırrımı ifşa ettirme diye rica ediyor. Ama Rasulullah (sav) söyle ya Ebu Derda diye ısrar edince durumu izaha mecbur kalan Ebu Derda:

– Ya Rasullullah Sizin fakirlere olan muhabbetinizi görüp «Fakirler (sabreden şükreden fakirler) zenginlerden beş yüz yıl evvel cennete girecek.»  sözünüzü duyunca. O fakirlerden olmayı arzu ettim.

Sonunda fakirlikten dolayı ailem ve benim için namazda setri avret edecek kadar bile elbisemiz kalmadı ancak bir tek abamız kaldı, sabah namazlarına kalktığımızda önce ailem abayı giyip namazını kılıyor sonra abayı ben giyip cemaate koşuyordum ama bazen geldiğimde siz namaza başlamış oluyordunuz bezen de bitirmiş oluyordunuz demiş. Bunu duyan Rasulullah (sav)

— Ya Ebu Derda öyleyse sana dua edelim Allah’u Teâlâ (c.c) size zenginlik versin deyince, Ebu Derda müsaade ederseniz ailemle istişare edeyim deyip izin istiyor ve ailesin yanına geliyor olanları ailesine anlattıktan sonra sen ne dersin diye sorunca ailesi.

—Ya Ebu Derda biz fakir olmak için çok zahmet çektik, sen eğer yeniden zenginlik istiyorsan beni boşa sen ne yaparsan yap diyor.  Bu cevapla geri gelen Ebu Derda ailesinin zenginlik istemediğini Rasulullah (sav) bildiriyor. Bu sefer Rasulullah (sav):

—Ya Ebu Derda hiç olmazsa Allah’tan (c.c) niyaz edelim size bir aba daha versin. Deyince,  bunu da aileme danışayım deyip tekrar izin istiyor. Ailesinin yanına geliyor ve olanları aktarınca ailesi:  Ya Eba Derda biz imanın lezzetini bir tek abada bulduk, Sen eski zengin haline dönmek istiyorsan beni boşa ve ne halin varsa gör diyor. Bu cevapla yine huzura gelen Ebu Derda: -Ya Rasulullah (sav) biz imanın lezzetini bir tek abada bulduk biz başka bir şey istemiyoruz diyor.

Hazret (ks) Zengin malını Allah (c.c) yolunda harcaması gereklidir. Nakşibendîlikte hizmet esastır. Tarikat kendini hakir görmektir. Mürit kendini diğer müritlerden aşağı görmedikçe Kâmil imana sahip olamaz. Hatta kendini kâfirden daha da aşağı görmelidir. Çünkü o kâfir bir gün Müslüman olur bizden daha yüksek makama gelebilir. Buyurdu.

Hazret (ks) Hasta ziyaretinin önemi hakkında bilgi verdi:

Hasta ziyaretleri yapın. En faziletli zamanı da sabah ve akşam yapılan ziyaretlerdir.

Hastayı bir defa yoklamaya, Farz-ı kifâye demişlerdir. Müslümanların birbirlerine olan haklarındandır.

Hadis-i şerifte, Rasulullah (sav):Bir hastayı ziyaret eden, hep Cennet bahçelerinde bulunur.”  Bir başka Hadis-i Şerifte de Hastayı ziyaret eden şehit sevâbına kavuşur.” Buyurdu. Hastayı ziyaret etmek sünnettir ama hastanın yanında uzun oturmak bidat’tir.

Sadatlarımızdan biri hastalanmıştı. Bir gurup kimseler ziyaretine gittiler. Hastanın yanında uzun süre oturdular. Sonra hastaya bize nasihat et dediler. << Size nasihat ediyorum, dikkat edin! Hasta ziyaretine gittiğiniz zaman, hastanın yanında uzun süre oturmayın>> dedi.

Hz. Âişe-i Sıddîka (r. an ha) naklediyor Resulullah ( s.a.v) Efendimiz hasta ziyareti yaptığında hastanın yanında işâret parmağını yere koyardı ve kaldırırdı, şöyle dua ederdi: << Bismillâhi türbetü ardınâ birikatı badına yeşfi mukimena biizni rabbinâ>> Buyurdu. Bir kimse, hasta ziyaretine giderse bu duayı okumalıdır ve Resulullah Efendimize (sav) uymalıdır.

Hz. Ali (krv) anlatıyor: "Resûlüllah (sav) bir hastaya geldiği veya kendisine bir hasta getirildiği zaman şu duayı okurdu: "Ey insanların Rabbi, acıyı gider, şifa ver, sen Şafisin. Senin şifandan başka şifa yoktur. Senden hiçbir hastalığı hariç tutmayan şifa istiyoruz."

Sabit İbnu Kays İbni Şemmâs (r,a) anlatıyor: "Rasûlullah (sav), ben hasta iken yanıma gelip şu duayı okudu: "Ey insanların Rabbi! Sabit İbni Kays İbni Şemmas'tan acıyı kaldır." Sonra (Medine'nin) Buthan (nam vadi) den toprak alarak bir kadehe koydu, üzerine su döküp nefes etti, sonra (su ile karışan bu toprağı) üstüme serpti."

Ebu Sâ'idi'l-Hudri (ra) anlatıyor. "Resûlüllah (sav): Cinlerin ve insanların göz değmesinden çeşitli dualar okuyarak Allah'a sığınırdı. (Muavvizeteyni; Nas ve Felâk sureleri) nazil olunca bu iki sureyi esas aldı, diğerlerini terk etti."

Hazret (ks): Hasta ziyaretinin fazileti hakkındaki ayet ve hadisi şerifleri nakletti:

"Rasûlullah (sav) buyurdular ki: "Kim güzel bir şekilde abdest alır, Müslüman kardeşine, sevap düşüncesiyle hasta ziyaretinde bulunursa, cehennemden yetmiş yıllık yürüme mesafesi uzaklaştırılır."

"Rasûlullah (sav) buyurdular ki: "Kim bir hastaya veya bir din kardeşine Allah rızası için ziyarette bulunursa, bir Münâdi ona nida eder: "(Dünyada da ahirette de) iyi olasın. (Ahiret yolculuğun da) iyi olsun. (Bu davranışınla) Cennette bir ev hazırladın!" Der."

Münâdi: Nida. Eden. Seslenen. Çağıran, Müezzin.

Hz. Ali (krv) diyor ki: "Bir hastayı akşamleyin ziyaret eden hiçbir kimse yok ki beraberinde kendisine sabaha kadar istiğfar edecek yetmiş bin melekle çıkmış olmasın. Ayrıca onun Cennette bir bahçesi de vardır. Kim de hasta ziyaretine sabahleyin gelirse onunla birlikte yetmiş bin melek çıkar, akşam oluncaya kadar ona istiğfar ederler. Onun da Cennette bir bağı vardır." Diye buyurdu.

BAZI MÜŞTEREK VE MÜTEFERRİK HADİSLERLERİN FAZİLETİNİ BELİRTİLEN AMEL VE SÖZLER:

Muaz İbnu Cebel (ra) anlatıyor: "Bir seferde Rasulallah’la beraberdik Bir gün yakınına tesadüf ettim ve beraber yürüdük. "Ey Allah'ın Resulü, dedim. Beni cehennemden uzaklaştırıp cennete sokacak bir amel söyle!"

Allah Resulü (sav): "Mühim bir şey sordun. Bu, Allah'ın kolaylık nasip ettiği kimseye kolaydır; Allah'a ibadet eder, Ona hiçbir şeyi ortak koşmazsın, namaz kılarsın, zekât verirsin, ramazan orucunu tutarsın, Beytullah'a hac yaparsın!" buyurdular ve devamla: "Sana hayır kapılarını göstereyim mi?" Buyurdular.

"Evet ey Allah'ın Resulü" dedim. "Oruç (cehenneme) perdedir; sadaka hataları yok eder, tıpkı suyun ateşi yok etmesi gibi. Kişinin geceleyin kıldığı namaz Salihlerin şiarıdır." Buyurdular. Ve "Rasûlullah (sav) şu ayeti okudular.

"Onlar ibadet etmek için gece vakti yataklarından kalkar, Rablerinin azabından korkarak ve rahmetini ümit ederek O'na dua ederler. Kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeyden de bağışta bulunurlar." (Secde suresi–16)

"Rasûlullah (sav) Sonra sordu: "Bu (din) işinin başını, direğini ve zirvesini sana haber vereyim mi?"

"Evet, ey Allah'ın Resulü!" dedim. "Dinle öyleyse." Buyurdu ve açıkladı:

"Bu dinin başı İslâm'dır, direği Namazdır, zirvesi Cihattır!"

Sonra şöyle devam buyurdu: "Sana bütün bunları (tamamlayan) baş amili haber vereyim mi?"

"Evet, ey Allah'ın Resulü!" Dedim.

"Şuna sahip ol!" Dedi ve “Eliyle diline işaret etti”.

Ben tekrar sordum: "Ey Allah'ın Resulü! Biz konuştuklarımızdan sorumlu mu olacağız?"

"Anasız kalasıca Muâz! İnsanları yüzlerinin üstüne -veya burunlarının üstüne dedi ateşe atan, dilleriyle kazandıklarından başka bir şey midir?" Buyurdular."

Ebu Derda (r.a) anlatıyor. "Rasûlullah (sav) Efendimiz buyurdular ki:

"Kim namazı kılar, zekâtı verir ve Allah'a hiçbir şeyi şirk koşmadan ölürse, ona mağfiret etmek Allah üzerine bir hak olur. Hicret etse veya doğduğu yerde ölse de!"

Dedik ki: "Ey Allah'ın Resulü! Biz bunu halka anlatsak da sevinseler olmaz mı?"

"Cennette yüz derece var. Her iki derece arasında arzla sema arasındaki kadar mesafe var. Allah(c.c) onu kendi yolunda cihat edenlere hazırladı. Ben müminleri bindirebileceğim bir şey bulamamam sebebiyle onlar da (bu yüzden cihada iştirak edemedikleri için) benden geri kalmalarına üzülmeleri suretiyle müminlere meşakkat vermemiş olsaydım, hiçbir seferden geri kalmaz, (her birine) iştirak ederdim. Ben (cihat esnasında) öldürülüp, sonra tekrar diriltilmeyi, tekrar öldürülmeyi isterim." Buyurdular."

"Resulullah (sav) buyurdular ki:

"Müslüman için Müslüman üzerinde dört haslet vardır:

1-"Hapşırınca (elhamdülillah! Derse) Teşmit etmek (Yerhamükallah! Demek).

2- Davet edilince icabet etmek,

3- Öldüğü zaman (Cenazesinde) hazır bulunmak.

4- Hastalandığı zaman geçmiş olsun ziyareti yapmak."

"Resulullah (sav) buyurdular ki:

"Bir müslümanın diğer bir Müslüman üzerinde beş hakkı vardır:

1-"Selamını almak,

2- davete icabet,

3- cenazeye katılmak,

4- hasta ziyareti,

5- "Hapşırınca "elhamdülillah!" dediği takdirde hapşırana (Yerhamükallah.)

Diyerek. (Teşmit’te bulunmak)."

YERHAMÜKALLAH:

Aksırıp, Elhamdülillah diyene, yanında bulunan kimsenin; "Allahu Teâlâ sana merhamet etsin" Aksırıp, Elhamdülillah diyene, namazda iken Yerhamükallah demek namazı bozar. Namazın dışında hemen cevap vermek üç kereye kadar farz-ı kifâye, fazla aksırmalarda ise müstehabdır. (Riyâd-ün-Nâsihîn)

"Resulullah (sav), Bir kimse hastalanacak olsa ona üç günden sonra geçmiş olsun ziyaretinde bulunurdu."

"Resulullah (sav) bir hastayı ziyaret etti ve "Canın ne çekiyor?" Diye sordu. Hasta "Buğday ekmeği!" Dedi. Resulullah (sav) "Kimin yanında buğday ekmeği varsa kardeşine göndersin!" Dedi. Sonra Resulullah ilave etti: "Birinizin hastası bir şeye iştah duyarsa ondan yedirsin."

"Resulullah Efendimiz (sav): Ziyaretine gittiği bir hastanın yanına girdi ve "Bir şey canın çekiyor mu? Kek canın çekiyor mu?" Diye sordu. Hasta "Evet!" deyince ona kek aradılar."

"Resulullah Efendimiz (sav) : "Bir hastanın yanına girince, ondan sana dua edivermesini talep et. Çünkü onun duası meleklerin duası gibidir." Buyurdular."

Müteferrik: Ayrı, ayrı, Parça, parça. Müşterek: Birlikte, beraber, ortak.

Hadîs-i Mütevâtir:

Birçok Sahabenin Peygamber efendimizden  (sav) ve başka birçok kimsenin de bunlardan işittiği ve kitaba yazılıncaya kadar, böyle pek çok kimsenin haber verdiği hadis-i şerifler. Mütevâtir hadisleri rivayet edenlerin yalan üzerinde sözbirliği yapmaları mümkün değildir. Hadis-i mütevâtir’e muhakkak inanmak ve bildirilenleri yapmak lâzımdır. İnanmayan kâfir olur, İmanı gider. (İbn-i Âbidîn)

Hazret (ks) Hastaları okumak konusunda ve çok anlamlı bir Menkıbe nakletti:

Hastaya okumak (Fatiha veya başka sureler) ve muskaya (Ayet) yazmak İslam da vardır. Rasulullah (sav) zamanında bir kervan yolda giderken kervanda bir hastaları vardı. Hastayla ilgilenmek üzere kervan yolda mola verdi mola verdikleri suyun başında bir kişiye rastladılar bu kişi kervandaki tedirginliği görünce hayırdır ne oldu ne var bu telaşınız nedir diye sordu? Kervandakilerde o yolcuya, bizim bir hastamız var uzun zamandır rahatsız ne yaptıysak sağlığına kavuşmadı yine durumu ağırlaştı, burada onun için istirahat verdik ne yapacağımızı şaşırdık bilmiyoruz dediler. O yolcu kişi ben bir hastayı göreyim dedi o kişiyi hastanın yanına götürdüler hastayı gördü ve kervandakilere şöyle dedi. Ben Allah’ın (c.c.) izniyle bu hastaya okur iyi ederim, ancak yirmi koyun alırım dedi. Kervandakilerde sen yeter ki iyi et, sana yirmi koyun verelim dediler. O kişi o hastaya Fatiha suresini okudu. Hasta Allah’ın (c.c.) izni ile şifa buldu, adam koyunları aldı. Ancak kervandakiler sonradan bu adamı Rasulullah (sav) efendimize geldiler Şikâyet ettiler.

Allah Resulü (sav) o kişinin aldığı koyunlar helâldir dedi. Ancak türbelere çaput bağlamak mum yakmak bidattir, dinde yoktur. Türbe ziyaretinde türbedeki zattan değil Allah’tan (c.c.) orda yatan zatın hatırına istenecek. Allah (c.c.) istemeden, izin vermeden hiçbir evliyaullah hatta Rasulullah (sav) dâhil kimse kimseye yardım edemez.  Bu hiç unutulmamalıdır, ancak istenirken bu zatların hatırına istenecek vesselâm.

Akıl hastalarına okunacak dua ve süreler:

Ebu Leyla el-Ensarî (r.a) anlatıyor: "(Bir gün) ben Rasûlullah’ın (sav) yanında otururken, Efendimize bir bedevi geldi: " Hasta bir erkek kardeşim var." Dedi.

Resulullah (sav): "Kardeşinin hastalığı nedir?" Diye sordu.

"Kardeşimde biraz delilik var!" Dedi.

Resulullah (sav): "Git onu bana getir!" Buyurdular.

Adam gitti kardeşini getirdi. Rasulullah’ın önüne oturttu.

Resülullah Efendimiz (sav):

* Fatiha-ı şerife

1-Bismillahirrahmanirrahim 2-El hamdü lillahi Rabb’il âlemin 3-Er rahmanir rahiym

4-Maliki yevmid din   5-İyyake na'büdü ve iyyake nesteiyn    6-İhdinas siratal müstekiym

7-Siratallezine en'amte aleyhim ğayril mağdubi aleyhim ve lad dallin

1-Rahman (ve) rahîm (olan) Allah'ın adıyla.

2-Hamd (övme ve övülme), âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur.

3-Hamd (övme ve övülme), âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur.

4-Ceza gününün malikidir

5-(Rabbimiz!) Ancak sana kulluk ederiz ve yalnız senden medet umarız.

6-Bize doğru yolu göster.

7-Kendilerine lütuf ve ikramda bulunduğun kimselerin yolunu;

Gazaba uğramışların ve sapmışların yolunu değil!

Bakara suresinin başından ilk dört ayeti,

Bismillahirrahmanirrahim

1- Elif lâm mim

2- Zalikel kitabü la raybe fih, hüdel lil müttekiyn

3- Ellezine yü'minune bil ğaybi ve yükiymunas salate ve mimma razaknahüm yünfikun

4- Velelzine yü'minune bi ma ünzile ileyke ve ma ünzile min kablik, ve bil ahirati hüm yukinun

1- Elif. Lâm. MÎm.

2- O kitap (Kur'an); Onda asla şüphe yoktur. O, müttakîler (sakınanlar ve arınmak isteyenler) için bir yol göstericidir.

3- Onlar gayba inanırlar, namaz kılarlar, kendilerine verdiğimiz mallardan Allah yolunda harcarlar.

4-Yine onlar, sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler; ahiret gününe de kesinkes inanırlar.

Bakara suresi’nin ortalarından 163. Ayeti,

Bismillahirrahmanirrahim

163- Ve ilahüküm ilahüv vahid, lâ ilahe illa hüver rahmanür rahiym

İlâhınız bir tek Allah'tır. O'ndan başka ilâh yoktur. O, rahmandır, rahîmdir.

Bakara suresinden- 255 ayeti  (Ayetel Kürsi’yi)

Bismillahirrahmanirrahim

255- Allahü la ilahe illa hüvel hayyül kayyum, la te'huzühu sinetüv vela nevm, lehu ma fis semavati ve ma fil ard, men zellezi yeşfeu indehu illa bi iznih, ya'lemü ma beyne eydihim ve ma halfehüm, ve al yühiytune bi şey'im min ilmihi illa bi ma şa', vesia kürsiyyühüs semavati vel ard, ve la yeudühu hifzuhüma, ve hüvel aliyyül aziym

255- Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur. O daima diridir (Hayy’dır), bütün varlığın idaresini yürüten (kayyum)dir. O'nu ne gaflet basar, ne de uyku. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi o’nundur. İzni olmadan huzurunda şefaat edecek olan kimdir? O, kullarının önlerinde ve arkalarında ne varsa hepsini bilir. Onlar ise, O'nun dilediği kadarından başka ilminden hiç bir şey kavrayamazlar.

O'nun kürsisi, bütün gökleri ve yeri kucaklamıştır. Onların her ikisini de görüp gözetmek O'na bir ağırlık vermez. O çok yücedir, çok büyüktür.

Bakara süresinin sonundan ise üç ayeti;

Bismillahirrahmanirrahim

284- Lillahi ma fis semavati ve ma fil ard, ve in tübdu ma fi enfüsiküm ev tuhfuhü yühasibküm bihillah, fe yağfiru limey yeşaü ve yüazzibü mey yeşa', vallahü ala külli şey'in kadir

Göklerde ve yerdekilerin hepsi Allah'ındır. İçinizdekileri açığa vursanız da gizleseniz de Allah ondan dolayı sizi hesaba çekecektir, sonra dilediğini affeder, dilediğine de azap eder. Allah her şeye kadirdir.

285- Amener rasulü bi ma ünzile ileyhi mir rabbihi vel mü'minun, küllün amene billahi ve melaiketihi ve kütübihi ve rusülih, la nüferriku beyne ehadim mir rusülih, ve kalu semi'na ve eta'na ğufraneke rabbena ve ileykel masiyr

Peygamber, Rabbi tarafından kendisine indirilene iman etti, müminler de (iman ettiler). Her biri Allah a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman ettiler. "Allah'ın peygamberlerinden hiçbiri arasında ayırım yapmayız. İşittik, itaat ettik. Ey Rabbimiz, affına sığındık! Dönüş sanadır" dediler.

286- La yükellifüllahü nefsen illa vüs'aha, leha ma kesebet ve aleyha mektesebet, rabbena la tüahizna in nesina ev ahta'na, rabbena ve la tahmil aleyna isran kema hameltehu alellezine min kablina, rabbena ve la tühammilna ma la takate lena bih, va'fü anna, vağfir lena, verhamna ente mevlane fensurna alel kavmil kafirin

Allah her şahsı, ancak gücünün yettiği ölçüde mükellef kılar. Herkesin kazandığı (hayır) kendine, yapacağı (şer) de kendinedir. Rabbimiz! Unutursak veya hataya düşersek bizi sorumlu tutma. Ey Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır bir yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği işler de yükleme! Bizi affet! Bizi bağış.

*Al-i İmran’dan 18. ayeti;

Bismillahirrahmanirrahim

Şehidellahü ennehu la ilahe illa hüve vel melaiketü ve ülül ilmi kaimem bil kist, la ilahe illa hüvel azizül hakim

Allah, adaleti ayakta tutarak (delilleriyle) şu hususu açıklamıştır ki, kendisinden başka ilâh yoktur. Melekler ve ilim sahipleri de (bunu ikrar etmişlerdir. Evet) mutlak güç ve hikmet sahibi Allah'tan başka ilâh yoktur.

*A'raf suresinden 54. ayeti;

Bismillahirrahmanirrahim

İnne rabbekümüllahüllezi halekas semavati vel erda fi sitteti eyyamin sümmesteva alel arşi yuğşil leylen nehara yatlübühu hasisev veş şemse vel kamera ven nücume müsehharatim bi emrih ela lehül halku vel emr tebarakellahü rabbül alemin

Şüphesiz ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra Arş'a istivâ eden, geceyi, durmadan kendisini kovalayan gündüze bürüyüp örten; güneşi, ayı ve yıldızları emrine boyun eğmiş durumda yaratan Allah'tır. Bilesiniz ki, yaratmak da emretmek de O'na mahsustur. Alemlerin Rabbi Allah ne yücedir!

*Mü'minün süresinden 117 ayeti;

Bismillahirrahmanirrahim

Ve mey yed'u meallahi ilahen ahara la bürhane lehu bihi fe innema hisabühu inde rabbih innehu la yüflihul kafirun

Her kim Allah ile birlikte diğer bir tanrıya taparsa -ki bu hususla ilgili hiçbir delili yoktur- o kimsenin hesabı ancak Rabbinin nezdindedir. Şurası muhakkak ki kâfirler iflah olmaz.

*Cin süresinden 3 . ayeti,

Bismillahirrahmanirrahim

Ve ennehu te'ala ceddu rabbina mettehaze sahibeten ve la veleden.

Hakikat şu ki, Rabbimizin şânı çok yücedir. O, ne eş ne de çocuk edinmiştir.

Saffât suresinin başından on ayeti,

Bismillahirrahmanirrahim

1-Vessaffati saffa  2-Fezzacirati zecra 3-Fettaliyati zikra 4- İnne ilaheküm le vahid 5- Rabbüs semavati vel erdi ve ma beynehüma ve rabbül meşarik 6- İnna zeyyennes semaed dünya bi zinetinil kevakib 7- Ve hifzam min külli şeytanim marid 8- La yessemmeune ilel meleil a'la ve yukzefune min külli canib 9- Dühurav ve lehüm azabüv vasib 10- İlla men hatfel hatfete fe etbeahu şihabün sakib

1-Saf saf dizilenlere, 2- O haykırıp sürenlere, 3- Ve o zikir okuyanlara, 4- Yemin ederim ki, ilâhınız birdir. 5- O, hem göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbi, hem de doğuların Rabbidir. 6- Biz yakın göğü, bir süsle, yıldızlarla süsledik. 7- Ve (gökyüzünü) itaat dışına çıkan her şeytandan koruduk. 8- Onlar, artık mele-i a'lâ'ya (yüce topluluğa) kulak veremezler. Her taraftan taşlanırlar. 9- Kovulup atılırlar. Ve onlar için sürekli bir azap vardır. 10- Ancak (meleklerin konuşmalarından) bir söz kapan olursa, onu da delip geçen bir parlak ışık takip eder.

*Haşir suresinin sonundan üç ayeti;

Bismillahirrahmanirrahim

22- Huvallahulleziy la ilahe illa huve 'alimulğaybi veşşehadeti huverrahmanurrahiymu. 23-  Huvallahulleziy la ilahe illa huve elmelikulkuddususselamul mu'minul muheyminul 'aziyzul cebbarul mutekebbiru subhanallahi 'amma yuşrikune. 24-  Huvallahul halikul bariyulmusavviru lehum'esma ulhusna yusebbihu lehu ma fiyssemavati vel'ardi. Ve huvel'aziyzulhakiymu.

*Kul hüvallahu Ahad. (İhlâs) suresi,

Bismillahirrahmanirrahim

1- Kul hüvallahü ehad 2- Allahüs samed 3- Lem yelid ve lem yuled 4- Ve lem yekün lehu küfüven ehad.

(1- 4) De ki: O, Allah birdir. Allah Samed’dir. O, doğurmamış ve doğmamıştır. Onun hiçbir dengi yoktur.

*Muavvizateyn surelerini

Bismillahirrahmanirrahim

1- Kul e'uzü birabbilfelâk  2- Minşerri ma halâk 3- Ve min şerri ğasikin iza vekab 4- Ve min şerrinneffasati fiyl'ukad 5- Ve min şerri hasidin iza hased.

(1-5) De ki: Yarattığı şeylerin şerrinden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden, düğümlere üfürüp büyü yapan üfürükçülerin şerrinden ve kıskandığı vakit kıskanç kişinin şerrinden sabahın Rabbine sığınırım!

Bismillahirrahmanirrahim

1-Kul e'uzü birabbinnas 2- Melikinnas 3- İlahinnas 4- Min şerrilvesvasil hannas 5- Elleziy yüvesvisü fiysudurinnas 6- Minel cinnetivennas.

(1-6) De ki: İnsanların kalplerine vesvese sokan, (insan Allah'ı andığında) pusuya çekilen cin ve insan şeytanının şerrinden insanların Rabbine, insanların Melikine (mutlak sahip ve hakimine) insanların İlâhına sığınırım!

Okuyarak ona afsun yaptığını işittim. Bunun üzerine bedevi ayağa kalktı. Tamamen iyileşmişti."

HASTAYA OKUNACAK DUA:

Kim şu duayı, bir hasta üzerine yedi defa okursa, Allah’u Teâlâ (c.c) o hastaya şifa gönderir. Ancak ölüm hastası hariçtir. Dua şudur: << Es’elullahe-l-azim Rabbel- Arş-il azim en yeşfike >>.

Hasta ziyaretinin faydası, o hastanın kırık gönlünü almak, Fatiha ve dua ile ona yardımcı olmandır.

Mademki alamazsın elemini hastadan.

Bari gidip sormayı, sen esirgeme ondan;

Binlerce tatlı şerbet ve hoş kokulu meyve,

Daha iyi değildir, onunla bulunmandan.

Zengin olsun, fakir olsun, hasta ziyaretinden geri kalma. Dostları acı içinde görmek sana tam dert ve gam ise de, onları unutmak hoş değildir aramak sormak lâzımdır.

Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuşlardır:

“Allah’u Teâlâ (c.c) kime iyilik dilese, ona dert ve hastalık gönderir.”

“Mü’min kul hasta olunca yahut sefere çıkınca, Allah’u Teâlâ (c.c) ona, sıhhatli, ya da mukim iken olan amellerinin misli kadar sevap yazmayı meleklerine emreder.”

“Mü’mine gelen bir dert, sıkıntı, hastalık ve üzüntü, onun küçük günahlarına kefarettir.”

“Sabahleyin, bir Müslüman hastayı ziyaret eden Müslümana, yetmiş bin melek, sabahtan akşama kadar mağfiret dilerler. Akşam hastayı ziyaret ederse, yetmiş bin melek onun için sabaha kadar mağfiret dilerler ve onun için Cennette bir bahçe olur.” Buyuruldu.

Ancak şu hususa çok dikkat etmemiz gerekir: Hastayı ziyaret etmek sünnettir ama hastanın yanında uzun oturmak bidat’tir.

Hazret (ks) Bir sağır kişinin hasta ziyareti hakkında bir menkıbe anlattı:

Bir gün anlayışlı bir zat bir sağıra:"Komşun hasta" diye haber verdi.

Bunun üzerine sağır olan kişi düşündü ve kendi kendine:
"Bu sağır kulaklarla komşumun sözünü anlamam mümkün değil, fakat yine de gitmek lâzımdır, gitmezsem olmaz." Diye düşündü. Sonra kendi kendine şöyle dedi:

"Hastayı ziyarete giderim ona:
"Ey benim sevgili dostum nasılsın?" Derim o zaman elbette ki
"İyiyim yahut da şükürler olsun." Diye cevap verecek. Ondan sonra:
"Ne çorbası içtin?" Diye sorarım. O da:
"Mercimek çorbası." Diye cevap verecek o zaman ben de:
"Afiyet olsun, dedikten sonra. Hekimlerden kim geliyor, seni kim tedavi ediyor?" Diye sorarım.

O:"Filan hekim." Deyince:
"O hekimin ayağı çok uğurludur, o çok usta bir tabiptir, o geldi mi işin yolunda demektir. Biz de onu denedik neye elini sürerse, kimi tedavi ederse onun işi tamam demektir." Derim.  Diye düşündü. Sonra Sağır kafasında soruları ve cevapları kurarak hasta komşusunun evine gitmeye karar verdi. Komşusunun evine girerek hastanın yanına oturdu; Selâm verdi:


"Nasılsın komşum?" Diye hatırını sordu.
Komşusu inleyerek:
"Ölüyorum." Dedi.
Sağır adam. Daha önce. Düşündüğü ve. Tasarladığı. Gibi:
"Çok. Şükür." Deyince bu söze hastanın canı çok sıkıldı.
"Bu ne biçim komşu, galiba benim kötülüğümü düşünüyor." Diye içinden düşündü.

Tam bu sırada: Sağır devam etti:
"Komşum ne yedin?" Diye sordu.
Hasta kızgınlıkla:
"Zehir, zıkkım" dedi.
Sağır sakince hazırladığı cevaplara devam etti:
"Afiyet olsun." Dedi. Bunun üzerine hasta iyice sinirlendi, fakat sesini çıkarmadı,

Sağır devam etti.

"Tedavi için hekimlerden kim geliyor? "Diye sordu.
Artık dayanamayan hasta:
"Başımdan defolup git be adam, kim gelecek Azrail geliyor!" Diye bağırdı.
Bunun üzerine sağır:
"Ha o mu, O hekimin ayağı çok uğurludur, o çok usta bir tabiptir, o geldi mi işin yolunda demektir. Biz de onu denedik neye elini sürerse, kimi tedavi ederse onun işi tamam demektir dedi.
Artık hastanın üzüntüsünün hattı hesabı yoktu, adeta kahrolmuştu.
Sağır, komşuluk hakkını ödedim, hasta komşumun halini hatırını sordum diye sevinerek hastanın evinden dışarı çıktı.

Hasta ise bu sırada:

"Bu adam benim düşmanımmış, kötülüğümü istiyormuş, bugüne kadar anlayamamışım." Diye düşünüyordu.

Azizim, insanlar hakkında hüsnü zanda bulunmak gerekir, sui zan yani kötü zan beslemek dinimizde yoktur. Bunun için insanlara karşı iyi niyetle bakıp onlar hakkında kötü düşünmemek lâzımdır. Vesselâm.

Hazret (ks) bu sohbetine bir kısa menkıbe’yle devam etti:

“Padişahın birisi; Dertsizmiş. Askerim var, düşmana karşı güçlüyüz, çocuğum var, her şeyim var, deyip, kendi kendine söylenirmiş. Duvarın dibinde bir fakir bu konuşmaları duymuş. O da padişaha şöyle söylemiş: Senin derdin yoksa benim de derdim yok, sen bu kadar nimetin hesabını verebilirsen, bende kolayca verebilirim demiş.

Hazret (ks) bu menkıbeyi şöyle açıkladı:

Her nimetten hesap vardır; Ticaret, çoluk-çocuk, mal, sağlık Allah’ın bizlere verdiği bütün nimetlerden hesap vardır. Allah (c.c) bizi hesaba çekmesin, hesap veremeyiz, hesap çok zordur. Allah’ın (c.c) bizlere verdiği bu nimetlerin şükrünü eda edebilmek, hesabını verebilmek çok zordur.         Allah şükrünü eda edebileceğimiz servet ve şükrünü eda edebileceğimiz evlat versin inşaallah.

Hazret (ks) bu sohbetinde önemli konular hakkında nasihat etti:

Kalbinizi çalıştırın. Devamlı Allah, Allah (c.c) desin. Nazara dikkat edin, bakışlar çok önemlidir. Harama bakmayın, gözlerinizi haramdan koruyun. Cenabı Allah zinaya yaklaşmayın buyurmuştur. Burada ki mana: İnsan önce günahı düşünür, hayal eder sonra onu yapmak için harekete geçer. İşte burada nazar (göz zinası) o günahın başlangıcıdır. Önce bundan korunmak, kaçmak lâzımdır.

Tövbenizde sadık kalmıyorsunuz. Ya Rabbi ben pişmanım, yaptığım günahlardan ben pişmanım diyorsunuz Allah’a sesleniyor nida ediyorsunuz fakat sözünüzde, tövbenizde durmuyorsunuz. Tövbenin emmaresi nedir? Bir daha yapmamaktır. Allah’ın huzurunda günah işliyorsunuz, bize şah damarından daha yakın olduğu halde.

Nazar haramdır (göz zinası). Siz arkadaşlarınıza gidiyor ailelerinizle beraber oturuyorsunuz, birbirinizin hanımına bakıyorsunuz. Ben demiyorum yapmayın diye Allah’ın (c.c) emridir. Allah’tan hiç utanmıyorsunuz. Ya kendinize çok güveniyorsunuz. Yani nefsinizi yenmişsiniz ya da Allah’tan korkmuyorsunuz.

Bir kadın olsa 100 yaşında,150 yaşında zekaratta olsa onun yanına bir erkek girmesi namahremdir. Nefsiniz çekmez mi? Çeker. O odada halvet olur. Allah (c.c) yasakladı giremezsiniz.

Sadatlar sokakta kadın görseler sırtını döner geçinceye kadar öylece beklerlerdi.

Şahı Hazne’nin (ks) Müritlerini Yahudi ve Hıristiyan kadınlar sokakta görseler tanıyorlardı. Soruyorlar nasıl tanırsınız? Onun müritleri ta uzaktan bizi görseler nazarları ayaklarının üzerine düşer bizi görmezlerdi. Diğer şeyhlerin müritleri ise bizi görürler gözlerini dikerler ta biz kayboluncaya kadar. Dediler.

Sizde Şahı Hazne’nin (ks) Müritleri gibi olun İnşaallah… (Halvet: Tenha. Yerde yalnız. Kalmak.)

Hazret (ks)  kendi hastalığının tedavisi için Ankara’ya Babasıyla gelişinden bahsetti:

Ankara ulus ta bir gün babam Şeyh Nasır’la (ks)  gidiyorduk. Hacı bayram’a her gün giderdi. Kırmızı ışıkta durduk, yayalara yol verildi, geçerken itfaiye sesi duydum otobüs hareket etti babam fark etmedi. Ben onu ileri kaktırdım. Baba neden bakmıyorsun sağa sola dedim. Oğlum bunca yıldır ibadet ettik nefsi emmareden nefsi mutmain neye atladık, bir nazarla tekrar başa dönmek istemem, bir bakış yeterli olur. Baba onların nesine bakacaksın onlar hayvan gibiler.  Oğlum ben senin gibi pehlivan olamadım, sen pehlivansın. Dedi.

Hazret (ks) aynı sohbetinde Zina hakkında bilgi verdi:

Nazar berk âdem (Gözünü haramdan ve kalbini karıştıracak şeylerden korumak) lâzım. İslam asra göre değişmez, eskiden neyse bu günde aynı kanun geçerlidir. Asrilik olarak görüyorsunuz, beraber oturuyorsunuz. Asrilik bu değil, böyle bir şey olamaz.  İslam’da kanun değişmez. Zina haramdır, nazarda zinadır.

Kur’an-ı Kerim de zinaya yaklaşmayın diyor, demiyor ki zina yapmayın. Yaklaşmak zinaya giden yolları tıkamak yani nazardan uzak olmak gerekir. Siz kendinizi nazardan alıkoymuyorsunuz, başkasına nazar ediyorsunuz, demek ki kendi ailenize nazar edilmesinden sıkıntı duymayacaksınız.

Birde Nakşibendî yolunda ilerlemeyi istiyorsunuz, Nakşîlikte böyle müritlere domuz denir. Çünkü eşini kıskanmayan tek hayvan domuzdur. Bir farkımız yok mu? Allah (c.c) akıl nimeti vermiş,İslam nimeti vermiş, birde tarikat nimeti vermiş.. Elhamdülillah.

Siz nazar ederseniz, namazınız geçer, gıybet eder, yalan söylersiniz. Diğerlerinden farkınız nedir? Gıybet ediyorsunuz, gıybet ölü kardeşinin etini yemektir, kim ister ölü eti yemeyi. Yalan söylüyorsunuz, ticarette hiç çekinmeden yalan söyleniyor, hatta yeminde ediyorsunuz. Bir kişi Vallahi, Billahi, Tallahi kelimeleri ile yemin ederek satış yaparsa. Allah’ın (c.c) rızası yerine o kazancı tercih etmiş olur. “Neuzibillâh.” (Allah (c.c) muhafaza etsin)

Ya Rabbi deyip tövbe ediyorsunuz, tarikata girip sadatlardan himmet istiyorsunuz. Tarikatta ilerlemek istiyorsunuz, sadatlarla senet yapıyorsunuz.  Ama Namazınız geçiyor, nazar (harama bakmaktır) edip yaptığınız senedi bozuyorsunuz. Nazarı hafife almayın çünkü büyük günahtır.

Allah (c.c) Kuran’ı kerimde şöyle buyuruyor:

«Sakın zinaya yaklaşmayınız. Çünkü o iğrenç bir kötülük ve kötü sonuçlu bir yoldur.» (İsra -32)

Çoğunuzun sabah namazı geçiyor üzülmüyorsunuz. Ben iki sene öncesine kadar gece 12 yi geçti mi yatmazdım sabah namazını kaçırırsam diye korkardım, çok korkardım, çoğu zaman beklerdim. Sizin böyle bir derdiniz yok.

Nakşibendî tarikatına daha girmediniz, eğer girseydiniz mesafe kat eder makam kazanırdınız Nefsi terbiye edeceksiniz, cennet öyle kolay değil.

Arkadaşlarınızın aileleriyle beraber oturuyorsanız, ailenize izah edeceksiniz benim nefsim vardır, siz belki evliyasınız ben kendimi alamıyorum deyip ayrı oturacaksınız.

Hazret (ks) İdarecilerin durumu bereketi etkiler dedi ve şöyle bir Menkıbe anlattı: Hz. Ömer ve kurtlar:

Dağda koyun otlatmakta olan bir çoban vardı. Çoban senelerin çobanı, her kötülükten emin vaziyette koyunlarını güdüyor ve koyunlara da hakikaten hiçbir zarar gelmiyordu. Çoban Allah'a bağlı son derece de muttaki bir kişi idi. Bir gün koyunlardan birini kurt kaptığını görünce çoban feryadı basıp ağlamaya başladı.

Yanındakiler:

Bu kadar ağlamana ne gerek var, kurt bir koyun kapmış, diğerleri duruyor ya, diyerek çobanı teselli etmek istediler.

Çoban:

Ben dedi, koyunumun gittiğine ağlıyor değilim, ben Hazreti Ömer öldü de, O'na ağlıyorum, dedi.

Nereden bildin Hazreti Ömer'in öldüğünü, diyenlere şu cevabı verdi:

Nasıl bilmem? O sağken kurtlar, değil koyunları parçalamak, koyunlarıma yan bile bakamıyorlardı.

Biraz sonra hakikaten Hazreti Ömer'in öldüğü haberi duyulunca çobanın ne kadar haklı olduğu anlaşıldı.